Herkes için hedonizm
Hiç sormayın sevgili okurlar, nazarlara geldim, durup dururken
öyle bir hastalandım ki az kalsın ölüyordum valla. Yiyecek alerjisi olmuşum; elim ayağım yüzüm gözüm
şişti, kendimi aynada tanıyamaz oldum. Hastalıkla savaşırken de yazımı yazamadım. Neyse sızlanmayı
bırakayım ve Türkiye ziyaretim sırasında biraraya geldiğim Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet
Bakanı’mız Selma Aliye Kavaf’ın makam odasına geçeyim… Hoşbeşin ardından bakanımız
“Ne içersiniz?” diye sordu, seçenekler, gazoz, ayran, çay ve sıkma portakal suyuydu.
Tabii ki sıkma portakal suyunu tercih ettim, asitli içeceklere hayır.
Bakanımızla abla kardeş
gibi güzel güzel sohbet ettik, ne o gergindi ne ben gergindim. Çünkü ben oraya gazeteci olarak değil
yardıma ihtiyaç duyan çocuklar için bir şeyler yapmaya çalışan bir vatandaş olarak gitmiştim, o
nedenle Aliye hanıma tuzak sorular sormak, onu sıkıştırmak, boş bulundurup ağzından skandala yolacak
bir laf almak gibi gayelerim yoktu. Hem söyleyeceklerini kaydedecek teybim de yoktu. Zaten
Aliye hanım medyayla ilişkisi konusunda azıcık dertli: “İnsansınız, hata yapabiliyorsunuz, bir
bakıyorsunuz bir şeyler aleyhinize öyle bir dönmüş ki…” diyor. Selma Hanım’la
uzun sohbetimiz boyunca, O’nun yardıma muhtaç kadınlar, yaşlılar ve çocukların mutluluğu ve
rahatı için nasıl ciddi bir emek verdiğini anlama fırsatı buldum. Ekibiyle birlikte
hazırladıkları ve uygulamaya soktukları güzel projeleri umarım bir gün yerinde görme fırsatım
olur.
İşte portakal suyu geldiii. Önce bir yudum içtim, o ekşi ve tatlı sarışın sıvı
yemek borusundan miğdeme inerken içime bir serinlik yaydı, miğdem ve bütün metabolizmam çok
sevinçliydi. Çok geçmeyecek , C vitamini vücudumun her yanına yayılacak, beni iyice
canlandıracaktı… Derin bir nefes aldım, vücudum hafiflemiş gibiydi, bardağı sehpaya koymadan
bir yudum daha aldım, bu yudumu ağzımda azıcık beklettim, Tanrım ne hoş bir lezzet, dilimi
portakal suyunun içinde biraz sağa sola çırparak ekşitmek inanılmaz bir haz veriyordu. Ardından
tatlı bir karıncalanmaya uğrayan dilimin yardımıyla portakal suyunu yutar gibi yaptım ama
bademciklerimin berisinde bir süre tuttum; yanaklarımdan çeneme ve oradan boyun köküme doğru
okşayıcı ve kesintisiz bir dalga inmeye başlamıştı, gözlerimi kıstım, yüzümü tavana yönelttim, o
keyifle kendimden geçmiş ve makam odasının penceresinden uçup gitmişim.
Gözlerimi
açtığımda New York’un göbeğindeki Central Park’daydım. Yalnız uyarayım, bu bir rüya
değil gerçek. Karşımda Naciye vardı ve birlikte piknik yapıyor, Naciye’nin hazırladığı
yemekleri yiyorduk. Naciye çok organize; ağzınızı sildikten sonra battaniye yapıp üzerinize
örtebileceginiz kadar kalın ve büyük olan kağıt peçeteler, menamin piknik tabakları, plastik değil
gerçek çatal bıçaklar, her türlü malzememiz tamam… Hava hafif esiyor, parkın ortasında gökyüzü
manzaralı, ağaçsız ve geniş çimenlik alanın doğu yönündeyiz. Ben çimenlere yüzükoyun uzanmış halde
çatalı salataya batırdım, zeytinyağıyla ıslanmış sebzelerin çıtırtısını duyuyordum. Lokmayı ağzıma
götürür götürmez içime serin bir yagmur yağdı sanki, gözlerimi kapamalı ve aldığım bu eşsiz hazza
iyice konsantre olmalıyım. Salatalık, kayısı kurusu, hafif haşlanmış brokoli ve domatesten oluşan
karışımı ağzımda dolaştırıyor, hafif çiğniyor, birazcik suyunu emiyor, sonra kalanı üst
damağıma yapıştırıp bekliyor, ardından sağ ve sol yanağım arasında karşılıklı paslaştırıyor ve sonra
usul usul çiğneyip yutuyordum. Tanrım ne büyük bir zevk. Umarım “seni hedonist
seni” diyerek bana kızmıyorsunuzdur. Altı üstü bir salata yediğim. Biliyor musunuz, insanlar
hedonizmi (hazcılık) genellikle pahalı tüketimle ilişkilendiriyorlar. Bu nedenle hedonizmin
üst sınıfa ait bir duygu olduğunu düşünuyorlar, oysa yok öyle bir şey. Hedonizm herkes icin; çamasır
yıkarken hararet basan ve peştemalleriyle Ordunun derelerine kendini atan köylü kadınlarla , kendini
Hiton’un havuzuna atan sosyetik kadınların aldığı zevkin derecesi arasında bir fark yok.
Zaten bu üst sınıfa ait görülme hedonizmi biraz negatif bir kavram haline getirmiş, çünkü bir
tarafta Afrika’da açlıktan ölenler diğer tarafta zevk peşinde koşturan New Yorklular
kıyaslaması yapılır mesela. Bu nedenle lokanta lokanta gezerek farklı lezzetler tatmaya çalışan ya
da fırsat bulduğunda yeni biriyle yatmaya çalışan ve onlarla seksüel fantaziler deneyen çoğu New
Yorklu içlerinin bir köşesinde kendilerini günahkar ve suçlu gibi hissederler, sanki Vezüv
yanardağının gazabına uğrayan antik Pompei’nin zevk sefa içindeki asillerinin başına gelen
onların da başına gelecektir… Değil, her şeyde olduğu gibi hedonizmde de önemli olan
dengeyi tutturmak, ayarı kaçınca her şey tatsızlaşıyor.
|